Wednesday, May 31, 2006

Behramkale'ye Çıkmalı Şu Assos'a Bakmalı

Başlığı bir Ordu türküsünden esinlenerek attığımı itiraf etmeliyim. Ancak, Behramkale'ye çıkıp da Assos'a bakınca hemen aklıma bu türkü geldi ve üzerinden geçen bunca güne rağmen hala fotoğraflara baktıkça bu türküyü mırıldanıyorum:

Boztepe'ye çıkmalı,
Şu Ordu'ya bakmalı
Böyle güzel kızları
Saz çalıp oynatmalı
Haydi yavrum oymaktan
Yar gelir oynamaktan
....

Adatepe'den ayrılmamızın ardından, Behramkale'ye doğru yola çıktık. Behramkale esasen Assos'un günümüzdeki ismi. Hemen Midilli adayıyla karşıkarşıya. Daha ayrıntılı bilgi için buraya bakılabilir. Aracımızı bıraktığımız yerden, sağlı sollu hediyelik eşya satanların arasından tepeye doğru yürüyüşe geçtik. Tepedeki Athena tapınağı 200 mt. yükseklikte. İşte yukarıdaki fotoğraf da buradan çekildi.

Bu fotograf da tapınağın kalıntılardan.

Antik şehir'de kazılar hala devam ediyormuş. Yukarıdan baktığımızda aşğıda amfi tiyatroyu görebiliyorsunuz. Biz buradan Bozcaada'ya geçeceğimiz feribota yetişeceğiz diye oldukça erken ayrıldık ama özellikle bir Assos gezisi yapıp her keri karış karış gezmek farz.

Tapınağın hemen girişinde bir de eski kilise var. Burası Selçuklular zamanında camiye dönüştürülmüş. Ancak haçların yatay kollarını silmenin dışında pek de fazla değiştirilmemiş yapı. Kapının üzerinde kilise zamanından kalma bazı yazılar var. İbadete açık olmayan binanın kapsı kilitli olduğundan içerisini görme imkanımız olmadı maalesef.

Yukarı doğru çıkarken bir çoğumuza çocukluğunu hatırlatan, bir tahta çubuk üzerine dolanarak sunulan renkli renkli macunlardan almayı da ihmal etmedik. Bir de o kadar yaşlı teyzeler vardı ki, ellerindeki eşyaları satmak için aşırı derecede ısrar ediyor, kendilerini acındırarak satış yapmaya çalışıyorlardı. Hem yaşlılarımızın bu durumda olmalarına hem de turizm konusundaki yerel yetkililerin bu durumu düzeltmemelerine çok üzüldüm. Ben genellikle eğer satıcı çok ısrarcı ise beğensem bile o malı almaktan vazgeçiyorum. Sürdürülebilir bir turizm için artık turistleri taciz eder nitelikte yapılan satışlara bir dur denmeli.

......

Artık Bozcaadaya geçebilmek için Geyikli iskelesine varmış bulunuyoruz. Deniz muazzam, çarşaf gibi ve yemyeşil, iskelede kıyıda gençler denize giriyor, kıyıda tek bir taş yok, kumsal harika. Aman allahım ne uzun bir feribot kuyruğu!!! En iyisi aracı bir sonraki feribota binmek üzere iskelede bırakıp adaya geçmek.

Bozcaada'ya yanaşırken önce kale karşılıyor sizi. O kadar temiz! restore edilmiş ki eski bir yapı olduğuna inanamıyorsunuz :)

Ada hakkında en resmi bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Antik Adıyla Tenedos, tanrıların meyhanesi olarak anılırmış. Adaya varır varmaz acıkan karınlarımızı doyurmak için bir kaç lokantaya girip çıktıktan sonra, sevili Brumendi'nin daha sonradan verdiği tüyonun (Fikri'nin Yeri) yanındaki -ama benim servis olrak pek de beğenmediğim- Kandilli'de oturduk. Çupra-salata ve ada şarabı eşliğinde güzel bir yemek yedik. 19 Mayıs tatili nedeniyle burası da oldukça kalabalıktı. Sokakta yürüken yaşlıca bir amca ile ayakta biraz sohbet ettim ve bana elindeki mevlüd şekerlerinden verdi. Böyle uzun uzun sokaklarda gezmeyi adanın yaşlı sakinlerinden hikayeler dinlemeyi isterdim ancak bir tur programı vardı ve bunu bozmak olmazdı :(

Adanın elektrik ihtiyacı rüzgar tribünleri ile karşılanıyormuş, hatta üretilen elektrik fazla geldiği için denizin altına döşenen kablolarla Çanakkale'ye gönderiliyormuş. Sessiz, temiz bir yöntem. Petrol üzerindeki bunca kirli oyunları, ısrarla gelişmiş! ülkelerin artıklarıyla, cennet ülkemizin cennet bağrına nükleer santraller saplamayı kafalarına koymuş politikaları düşündükçe, daha çok insanın bu güzellikleri görmesini, buraya geziye getirilmiş çocuklara konunun çok iyi kavratılmasını ve böylece daha bilinçli bir toplumsal direnç sağlanması çok mu büyük bir hayal...

Daha önceden Alaçatı'daki rüzgar santrallerini görmiştüm. Bir de Çeşme'de kaldığımız otelin kendi enerjisinin bir kısmını sağlamak üzere, hemen otel arazisinin içine kurduğu rüzgar tribününü görmiştim. Bu eskiden gördüklerim çok gürültülüydüler, ancak Bozcaada'nınkiler dünyanın en sezszileriymiş. Rüzgar ya çok şiddetli eserse ya da hiç esmezse tribünler elektrik üretemiyorlarmış ve şimdiye kadar tribünler sadece bir kere durmuş (nedenini şimdi hatırlayamadım).

Rüzgar tribünlerinden ayrıldıktan sonra pek çok arkadaşımın methettiği Ayazma plajının yanından!!! geçerek tekrardan merkeze geldik. Adanın merkez dışından kalan üzüm bağları ve bağevleri, insanın kendisine bir sürü soru sormasına neden oluyor :)

Ada o kadar güzel ki, arnavut kaldırımlı sokaklar, sokaklara atılmış masalar, masalarda çiçekler, kapılar, kapıların tokmakları (özel ilgi alanım), pencereler, pencere çiçekleri... Hele bir de seramik kapı numaraları var ki beni çok büyülediler ama satın alacak bir yer bulamadım koşturmaca içinde. (bunların fotoğraflarını ne yazık ki bloggerın azizliğinden ötürü yükleyemiyorum).

Daha sonra Adanın ünlü şaraplarının yapıldığı bir şarap fabrikasını gezdik ve bol tadım eşliğinde alışverişimizi de yaptık. Güzel dömisek bir beyaz şarap da aldım, satıcı bana bu şarabın şöööle kızlarla toplanıp dedikodu yapmanın yanında çok iyi gideceğiini söyledi :)

Artık tansıların meyhanesinde boş kadehlerimiz bırakarak dönüş feribotuna yetişme vakti gelmişti. Biraz koştuk ama yetiştik (keşke yetişemeseydik). Ve istikamet Çanakkale'de kalacağımız otel. Biraz şehir merkezinin dışında ama boğazın da hemen kıyısında. Odamıza çıkında, hiç birşey yapmadan penceremizi açıp, güneşin tepeleri kızıla boyayarak, karşımızdaki Gelibolu yarımadası üzerinde batışını izliyoruz tüm yorgunluğumuzu unutarak.

Yarın (20 Mayıs) Eceabat'a feribotla geçip, Gelibolu yarımadasını gezeceğiz...

2 comments:

FB said...

Assos'u ben de pek severim Yildizcim. Bu yaz geldigimizde insallah gene gezmek istiyorum oralari. Bozcaada'ya gitmek ise cok ters geliyor Ckale'den, gemi saatleri cok uygunsuzdu yanlis hatirlamiyorsam. Ya da ben tatil modunda oldugumdan erken uyanmak istemiyorum.
Ellerine saglik cok guzel olmus yazdiklarim.
Sevgiler
Figen

Yildiz said...

Teşekkürler Figencim,

Biz Bozcaadaya 14.00 feribotuyla geçmişik, bu saat yine de erken mi senin için? Zaten saat farkı falan, kendine gelemiyorsundur memlekete gelince ama ben bir sabah horozu olarak, hele de gezme söz konusuysa hiç üşenmem erken kalmaya :))

Bol keyifler...