Saturday, May 27, 2006

Kaz Dağları Nam-ı Diğer İda Dağı

22:00 civarında başlayan bir otobüs yolculuğu sonunda, turumuzun ilk başlangıç noktası olan Kaz dağlarının eteklerindeki Güre kasabasına sabahın erken saatlerinde vardık. Yolculuk boyunca doğru dürüst uyuyamamış olmaktan kaynaklanan huzursuzluk, boğazımdaki batma hissi ve bacaklarımdaki uyuşukluk, yerel rehberimizi beklerken, denize karşı yaptığım yoga eşliğinde biraz olsun geçti. Tıpkı doğduğu bu topraklar gibi güneş yüzlü, zeytin gözlü rehberimiz Ali bizi önce kahvaltı yapacağımız Mahmutalan köyündeki Saklıbahçe isimli yere götürdü. Ben daha yerel bir kahvaltı yapmayı beklerdim, ama yine de her şey özellikle de ortam oldukça huzur vericiydi. Beni ilk etkileyen sessizlikti… Trafik gürültüsü yok, elektronik eşya vızıltısı yok, sadece sizi sarıp sarmalayan, huzura erdiren doğanın ninnisi var. O günün tamamını hamakta geçirebilirdim ama görülecek çok yer vadı, yolun başındaydık daha. İşte Saklı bahçenin bir iki köşesi ve Mahmutalan köyünün bembeyaz badanalı duvarından kendini bir yol bulmuş çiçekler.

Kahvaltı sonrası, dağın her tarafını kaplamış ölümsüz zeytin ağaçlarının arasından Tahtakuşlar köyüne doğru yol aldık. Köy Enstitüsü mezunu Ali Kudar’ın kendi çabalarıyla kurduğu bu Tahtakuşlar özel Etnografya Galerisi gerçekten de takdire değer. Hele de Ali bey’in güzel anlatımları her şeyi daha da bir anlamlı kılıyor. Küçük müzeden ayrılırken kapıda gördüğüm anı defterini şöyle bir karıştırdığımda buranın pek çok yabancı ziyaretçisinin de olduğunu gördüm. Köye de ismini veren Tahtacıların kökleri Orta Asya’ya kadar dayanıyor. Ancak daha yakın geçmişlerine bakılırsa, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethi için kullanacağı kadırgaları yaptırmak üzere, ormancılık ve marangozlukları ile ünlü Toroslar’da yaşayan göçer toplumlardan olan Tahtacıları Kaz dağlarına getirtir. Fetih tamamlanıp da Fatih Tahtacıları ödüllendirmek istediğinde, tekrardan Toroslara dönmek istemeyen halka bu topraklar verilir ve onlar da artık yerleşik hayat geçerler.

Kaz dağları, mitolojideki adıyla İda dağı, Homeros’un destanlarında bin pınarlı dağ diye andığı yerdir. Yine mitolojiye göre İda dağı, Zeus’un Troya savaşını izlediği yerdir. Tahtakuşlar’dan ayrıldıktan sonra yine zeytinlikler arasında kurulu köylerden geçip, anıt çınarların gölgesinde dinlenerek Hasan Boğuldu Şelalesi’ne vardık. Doğa kadar yeşil berrak sular kıyısında Hasan’ın muhtelif hikayelerini dinledik. Sabahattin Ali'nin de kaleme aldığı bu hikaye daha sonra 1990 yılında filme de çekilmiş. Kısa bir yürüyüşle zeytin satan köylüler arasından Sütüven şelalesine yöneldik. Başka bir güzellikle dökülen bu şelalenin ardından araçlarımızla başka bir şelaleye doğru gidip, ulu ağaçların gölgesinde, su ve kuş sesleri eşliğinde alabalıklarımızı yedik. Uzungöl’de yediğin alabalıktan sonra henüz yediğim hiçbir alabalığı beğenmiş değilim.

Yemek sonrası, bir zeytin fabrikasını gezip alışveriş yaptıktan sonra, Zeytinli kasabasının meydanındaki çınarlar altındaki kahvelerde oturup huzurun keyfini çıkardık. Buradan Kaz dağlarının en yüksek noktasındaki (1720 m.), efsanelere konu olan ve her yıl adına Ağustos ayının ortalarında şenlikler düzenlenip hayır yapılan Sarıkız tepesine doğru yola çıktık. Kaz dağları Milli Parkı içinden oldukça uzun süren bir yolculuk sonunda tam zirveye varmıştık ki arkası kesilmez bir dolu başladı. İşte bu fotoğraf zirvelerde açmış bir menekşenin dolu taneleri ile örtülmüş hali.
Zirve yapamadan dönüşe geçtik ve Akçay’da kalacağımız otele yerleştik. Güneş, batmadan önce tüm Edremit körfezini gümüş pırıltılara dönüştürmüştü. Yoksa Zeynebin perileri mi peri tozu sermişti? Ertesi gün için erkenden yatıp erkenden kaktık.

19 Mayıs sabahı Adatepe köyüne doğru yola çıktık. Eski bir Rum köyü olan Adatepe özellikle taş evleri ile ünlü. 500 evin olduğu köye yeni hiçbir ev yapılmıyormuş. Eskilerin pek çoğu restore edilmiş. Ancak hala restore edilmeyi bekleyen bazı satılık evler de mevcut. İşte size birkaç örnek. Köyün linkinden de göreceğiniz gibi burada kalabileceğiniz çok güzel pansiyonlar var. Dünya’nın oksijeni en bol olan 2. yerinde (birincisi neresidir sizce?) bir gün mutlaka kendime birkaç günlük mitolojik bir hediye vereceğim. Köy öylesine sevimli ki, Zeytin dallarının gölgesindeki bu kapı numarası, kapılar, pencereler, kapı kolları-tokmakları, bayram nedeniyle neredeyse her eve asılmış bayraklar, küçük sanat evi, eskiden zeytin sıkmak için kullanılan bu taşlar, kaldırım taşları döşeyen bu yaşlı amca, duvarlar üzerinde açmış nazlı gelincikler, ulu çınarlar altındaki bu küçük köy kahvesi, … hepsi hepsi bu köye yeniden gelip bir iki gece geçirmem için beni geri çağıyorlardı. Adatepe yakınındaki Zeus Atları da (Zeus’a kurban sunulan yeri), - her ne kadar biz bu tur kapsamında görmemiş olsak da- mutlaka gidilmesi gereken bir yer.

Şimdi istikametimiz Behramkale ve Bozcaada…

10 comments:

dilayra said...

ne güzel, ne güzel.. ben de istiyorum:(( görmediğim ne kadar çok yer, halen tatmadığım ne değişik tadlar var allahım??
canım, keyifle gez ve anlat, sabırsızlıkla bekliyorum:)

zeynep said...

of insallah ben de bu cuma gidiyorum kazdaglarina, bu bilgiler cok isime yarayacak, tesekkurler Yildizcigim.
turkiyeyi gezmeliyim, doguya..erzurum, mardin ve urfaya gitmeliyim,,,,,,,guzel bir hafta dilerim.

zynep said...

yıldız'cım ayyyy ne kadar güzel yazmışssın ve fotoğraflamışssın;) okurken bir ara o kadar etkilendim ki içim 1 ahh çekti...özellikle şu doluya tutulan menekşe, ne kadar güzel...
Behramkale ve Bozcaada'mı içim gitti içim...
en kısa zamanda bu adatepe köyüne bende gitmek istiyorum ne kadar güzel kareler yakalmışssın hele o duvardn sarkan boncuklar, sonra sokaklar...apartmanca mı gitsek ne:P ehueheue..
dilayra gibi bende bekliyorum yazılarını:)
kucak dolusu sevgiler...

Yildiz said...

Dilayracım,

Cunda'ya giderken, fırsat yaratıp belki Kazdağlarına da geçersiniz. Dediğin gibi o kadar çok gürülecek yer, o kadar çok tadılacak tad var ki, umarım cennet ülkemizin her köşesini görme, her güzelliklerini tadma imkanımız olur.

Zeynepcim,

Sana mitolojinin kalbine doğru güzel bir seyahet diliyorum. yazdıklarım yararlı olabildiyse ne mutlu bana :) Bende çok istiyorum doğu ve güney doğuyu gezmeyi. 2003 yılında Antalya-Halep gezisi yapmıştık, bu kadar güzel mutfağı ben başka bir yerde görmedim. Bu gezide aldığım kilolara, GAP turuyla yenilerini ekleyeceğim :)) İnşallah tez zamanda hep beraber de yaparız böylesi güzel gezileri.

Zynepcim,

Kolaj üzerine tıklayınca büyümüyor nedense :( Oysa o kadar güzel köşeler var ki Adatepe'de. Umarım en kısa zamanda gider görürsün oraları. Apartmanca gitme fikri çok hoşoma gitti, neden olmasın? Fotoğraflarımı beğenmene çok sevindim, teşekkürler. En kısa zamanda yazarım geri kalan kısımları da. Bu arada muhtemelen 10. yıl madalya törenimi kaçıracağım :((

Sevgiler...

arzubrumendi said...

bana ne bende gitmek istiyorum. bakarsın bu haftasonu bizde kaçarız. Yada ondan sonraki. hoş okadar gidilecek yer var ki...Malum haliniz senelik izin tatilide var, arada onuda çıkartıcağız. Kareler çok güzel, anlatım enfes, başka ne diyebilirim ki... Ciao.

Anonymous said...

Sevgili Yildiz,

Ne de guzel anlatmissin. Insan "kendinin olan" seyleri baska bir gozle goruyor yazdiklarindan. Burnuma yavas yavas bogazin kokusu, cayin tadi, misirin, dondurmanin, peynir tatlisinin ... of of pek cok seyin kokusu geliyor. Devamini bekliyorum. Sevgiler.
FIGEN

zynep said...

ayyy yıldızcımmm:(
kaçırma 10. yılı bak o kadar takvimde işaretledik sonra konserler ...ama tabi ki en önemlisi sensin biizm için kaçırsan ble biz sana kucuk 1 mezuniyet yaparız gene, olmaz mı;)
sevgiler...

Yildiz said...

Figencim, peynir helvası ve boğaz fotografları (Brat Pitt'in atı :)) ile birlikte) yakında...

Zynepcim, bir şeyi çok isteyince bir maraz çıkarya, 10. yıl kutlamalarına da böyle bir iş engeli (çook uzaklarda bir adada toplantı) çıktı. Yani sevinsem mi, üzülsem mi bilmiyorum?
Ama teklifin çok şeker, teşekkür ederim.

Sevgiler...

zeynep said...

aglamak istiyorum, ben gidemiyorum ühühühühüh..
kısmet böyleymiş diyelim..bekleyelim, gorelim. hep beraber nice gezilere!

Yildiz said...

Ağlama Zeynepcim, başka daha güzel zamanlarda gitmek kısmet olur inşallah. Bak ben de 10. yıl mezuniyetime gidemiyorum ühü ühüüüü. Artık 20. yıl madalya törenimde buluşuruz :)))) kısmet olursa.

Bir zamanlar Arzu hep beraber Bloglar Arası Uçutma Şenliği yapalım demişti. Ohh gideriz Bozcaada'ya salarız rüzgara uçurtmalarımızı.

Bu arada ne hisse senetleri ne de şans oyunları benim yüzümü güldürmüyor :( ama fotosafariden asla ümidi kesmemek lazim di mi?

Sevgiler...