Friday, November 17, 2006

İSTANBUL'DA 9 GÜN

Yarısının yabancı olduğu yaklaşık 5.000 kişiyi ağırladığımız kongreden çok şükür anlımızın akıyla çıktık.. Arkadaşlarla birlikte olmak en azından daha fazla keyif almamızı sağladı.

8 Kasım günü öğlen civarı yola çıktık İstanbul'a doğru, otele ancak 20:30'da giriş yapabilince o akşamki toplantıyı kaçırdım (-fena mı oldu? -bilmem). Ertesi gün sadece katılacağım bir akşam yemeği vardı. Fırsat bu fırsat diyerek, İstiklal civarında sanırım ismi zencefil olan bir vejeteryen restaurantta, çook sevdiğim arkadaşım Ersin'le güzel bir yemek yedik. Akşam için hazırlanıp karaköy iskelesinden bizi Kız Kulesine götürecek Gümüş Damla isimli tekneye doğru yola çıktım. Teknede yerimi aldıktan biraz sonra, çalışmakta olduğum kurumun temsil ettiği meslek camiasının dünyadaki en üst düzeydeki temsilcileri ile bir aradaydık. Kokteyl eşliğinde kısa bir boğaz gezi sonrasında 100 kişilik grubumuzla Kız Kulesi'ne vardık. Oldukça büyülü bir atmosfer ve mükemmel bir organizasyonla karşılandık. Bu kongrenin dört yıldır hazırlığını yapan ve dünyanın her yerinden gelen binlerce kişiye kusursuz bir hizmet vererek, bizim bu kongreden yüzümüzün akıyla çıkmamızı sağlayan Visitur oldu.

Kız Kulesi yemeğinin ardından teknemize geçmeden önce konuklara bu etkinliğin anısına hediye edilen özenle hazırlanmış kadife keseler içindeki nazar boncukları ve içinde bulunan açıklama notu, tüm diğer detayların yanında oldukça zarif bir tavırdı.

Perşembe gecesini böyle tamamladıktan sonra ertesi gün sabah 09.00'da başlayan ve 18:00'de biten bir toplantıya katıldım. Bu toplantının yemeği ise Kuruçeşme Divan'da oldu. Yine aynı özenle hazırlanmış bir gece geçirdik. İlerleyen saatlerde Arjantin temsilcisi ve eşinin yaptığı tango gösterisi ayrı bir güzellik kattı gecemize.

Cumartesi günü biraz geç uyanayım, yatak keyfi yapayım dedim ama horoz genlerim buna pek müsade etmedi. Öğle civarında İngiltere'den gelen meslektaşımla ortaklaşa gerçekleştireceğimiz kokteyl ve akşam yemeği konularını gözden geçireceğimiz bir gayri resmi toplantı yaptık, onun kaldığı otelde. Doğrusu bizim de bu otelde kalamıyor olmamıza oldukça hayıflandım. Geri kalan günüm boş olunca, ortaokul öğretmenimi ziyarete gittim. Aradan 20 yıl geçmişti, bir sürü anı paylaştık. Konukseverlikleri, hiç bir otelle ölçülemezdi elbetteki. Geceyi onlarda geçirdim ertesi gün yapılan geç ve harika bir kahvaltı ardından otele kadar yürüdüm (Cevahir-The Marmara yaklaşık 20 dk).

Pazar öğleden sonra ekibin geri klan kısmı Ankara'dan geldi. Lütfi Kırdar sergi sarayında onlarla buluşup, standı kurduk. Akşam yemeği allahtan, kaldığım otelin muhteşem bir boğaz manzarasına sahip olan çatısındaydı. Kongre konuşmacıları için düzenlenen bu VIP yemek de oldukça başarılı geçti, ama bu yemekteki bir füme balıktan boğazıma saplanan kılçık hala bana sıkıntı veriyor. Bu akşam yemeğini biraz yaralı atlattım. Yine kusursuz bir organizasyon ve yemeğin anısına verilen küçük el yapımı kaseler içindeki çikolata ile içindeki "diş kirası" geleneğine ilişkin not keyfimi dorukta tutmaya yetti.

Gece boyunca tüm uğraşlarıma rağmen kılçık çıkmayınca ve sabah kahvaltısında da problem devam edince Pazartesi sabahı doktora gitmek zorunda kaldım. Alman hastanesinin harika KBB doktoru Yusuf bey tüm uğraşlarına ve endoskopik muayeneye rağmen, dil köküme saplanmış olduğunu tespit ettiği kılçığı çıkaramayınca, öğlen sonrası başka bir doktorla birlikte bakacağını söyledi. Öğleden sonra tekrar gittiğimizde tüm uğraşılara ve benim çok uyumlu bir hasta olmama (ben doktorun yalancısıyım) rağmen kılçık yine çıkmadı. Tek yolun kısa bir anestezi ile küçük bir operasyon olduğunu söyleyince doktorlar, "Ama olmaz ki, bugün açılış töreni var, katılmam gereken oturumlar akşam yemekleri, gala programı var" diyerek tepki vermişim. Gerçi baştan beri benim yaklaşımım, bu durumun kendi kendine geçmesi yönündeydi ama doktor "enfeksiyon riski nedeniyle alınması gerekiyor" diyince biraz korktum. Sonrasında, eğer çok sıkıntım olursa hemen yarın, değilse işlerimin bittiği perşembe günü görüşmek üzere doktorumla sözleştik. Doktordan çıkıp, kongremizin açılış törenine yetiştik. Açılış konuşmaları sonrasında sahne alan Anadolu Ateşi'nin gösterisi mükemmeldi. Açılış konuşmalarını, dikkatle izleyen yüzlerdeki ciddi ifade, gösteri başladığında ağızları kulaklarına varmış insan ifadelerine dönüştü. Tören bittiğinde özellikle yabancı konuklarımızın memnuniyetlerini dile getirmeleri ve tebrikleri bir kez daha mutluluğumu artırdı. Bu akşam resmi bir yemek yok. Üzerimizdeki takım elbiselerden ve topuklu ayakkabılardan kurtulup, arkadaşlarla birlikte biraz sohbet edebilmek için İstiklal'de bir yerlerde oturduk. Ertesi güne hazırlanmak için çok geç olmadan, daha gece gençken, bu geceyi de noktaladık.

Evet artık Salı oldu. Sabah erkenden kongre alanındayız, bugün benim için yine uzun olacak. Gün boyunca ayağımda kalacak olan topuklu ayakkabılar şık ama çok ızdırap veriyor. Öğlen, pırıl pırıl bir gökyüzü ve muhteşem boğaz manzarası eşliğinde Hilton'un çatı katındaki restauranttaydık (Hani şu Arzu hanımın tercih etmediği). Ayaklarım biraz olsun dinlendi bu arada. Sonra tekrar kongere. Toplantılar sonrası akşam 18:00 civarında Hilton'daki kokteylin ardından, çok güzel bir mekan olan Feriye'de yemeğe gitti. Aktık mesleğin en tanınmış 100 kişisi ile oldukça haşır neşirim. İş hayatım ne kadar da sıkıntılı gidiyor olsa da böylesi özel insanlarla tanışma fırsatı elde ediyor olmak, self-motivasyonun için çok yararlı. Tüm yemek boyunca masanın altında ayakkabılarımı çıkararak oturdum. Ama ayrılma vakti geldiğinde ayaklarımın üzerinde duracak halim kalmamıştı. Odama çıktığımda, uzun uzun şok duşlar ve masajla ayaklarımı dinlendirmeye çalıştım. Kongre sırasında ayağımın üzerine düşÜRÜLen paket nedeniyle de biraz yaralıydım zaten. Ertesi sabah ayağıma rahat çizmelerimi geçirdim, zira akşam Çırağan'da yapılacak Gala'ya kadar biraz dinlendirmeliydim ayaklarımı.

Çarşamba günü de tam bir koşturmacayla geçti, iyi ki ayaklarımda rahat papuçlarım vardı. Akşam otele gidip kısa! bir hazırlığın (-hangi kadın bir gala yemeğine kısa sürede hazırlanabilir? -Ben, yaklaşık 30 dk.) ardından, tüm ekip yola çıktık. Muhteşem bir atmosfer, özellikle de Afrika'dan gelen delegasyonun kıyafetleri çok etkileyiciydi. Sarayın her bir köşesinde ayrı bir etkinlik vardı. Kahve içilip fal bakılan köşe, nargile odası, saray hamamı, padişah ve cariye kostümlü görevlilerin olduğu oda, tüm gürültü arasında Ney'ini büyük bir huşu içinde çalan genç hanımın olduğu oda veeee büyük sahnenin olduğu büyük salon. Buradaki canlı müzik oldukça başarılıydı. Bir süre sonra ayaklarımızn ağrısını unutup Arzu, Demet ve Ben kendimiz pistte attık. Aslında ayak ağrısana en iyi gelen şey dans edemek :) insan ayaklarının ağrısını unutuveriyor valla. "Artık çok yorgunuz gidelim" dedikten sonra yakşaşık 2 saat daha geçirdik Çırağan'da. Odaya vardığımda kendimi çabucak yatmaya hazırladım ve daha başım yastığa değmeden uyudum. Ama gece 3'te uyanıp ayaklarımı yine soğuk suya sokma ihtiyacı duydum :(((

İşte perşembe..... Herşey ne kadar da hızlı geçti. Bu kongreye hazırlanmaya başladığımız dört yıl öncesini düşünüyorum da gözlerimin önünden acı tatlı ne çok şey geçiyor ve işte sonundayız artık herşeyin, çok şükür herşey yolunda gitti. Kapanış töreni yapılırken, ister istemez bir hüzün kaplıyor içimi, etrafımda 102 ülkeden insan var, fonda "We are the world, we are the children" çalıyor, dokunsalar ağlayacağım. Hemen kirpiklerimin ucunda zaptetmeye çalıştığım tuzlu sular, burnumu sızlatıyor. Hüzün de var gurur da (sen anladın di mi Arzu?). Günlerdir birlikte olduğum yabancı konuklarımızla bir kez daha vedalaşıyorum, güzel sözler bir kez daha gururumu okşuyor...

Bu kongrenin bir sonraki durağına, 2010 yılında Kuala Lumpur'da ulaşılacak. Kim bilir o gün geldiğinde, dünyanın o uzak köşesinde, benim gibi biri daha duygularını bir yerlere yazıyor olacak...

Not: Kılçık artık batmıyor, ama boğazımdan bir türlü geçmeyen bir lokma varmış gibi hissediyorum. Perşembe günü, kapanıştan sonra apar topar Ankara'ya dönmeye karar verince doktor randevuma gidemedim. Bu akşam bir de burada doktora görüneceğim.

6 comments:

arzu said...

ayyyy... bir kongre bu kadar güzel anlatılabilir...:-)))
We are the world bölümünde tabiki kirpiklerimden azda olsa sular boşandı...:-)) çünkü yine biz bize kaldık... tüm konuklar gitti...uhhhh...uhhh...

Mr_Turkish_Delight said...

bu ne kongreymis böyle ya,okurken yoruldum.Bu kilcik olayida KIL bir durum,umarim en yakin sürede halledersin.

slmlar
TD

DEMET said...

Yorulmuyormusun böyle şeyler yazmaya ben okumadım gerçi :))) fotoları bekliyorum,öpüldün

DEMET said...

Bu arada yazmayı unuttum, kapanış teşekkürlerinde Arzu ya dedimki sonuna kadar bekliyorum bakalım bizim kızları çıkaracaklar mı diye. Tabiki çıkarmadılar ama biz biliyoruz ne olduğunu. Senin yaptığını başkası yapsaydı biliyorsunki özel plaket verilirdi. Her zaman söylediğimi yine söylüyorum, Takdir istemiyorum, köstek olmasınlar yeter :)))))))Öpüyorum arkadaşım, kılçık olayını merakla bekliyorum.

Mine said...

Sevgili Yıldız,kongreyi başarıyla tamamladığınız için sizleri tebrik ediyorum.Kılcık olayı için de geçmiş olsun.Kılçık çıkmış olsa,bile bir süre sızısı devam eder.Yine de riske atma ve bir KBB'ciye görün derim.
Öptüm!
Mine

Anonymous said...

Yildizcim, ben burdan online haberlerde acaba bu kongreyle ilgili haber gorebilir miyim diye bakindim ama ya kacirdim ya da yazilmadi. Ama en guzeli sen yazmissin. oh simdi ayaklarini uzat dinlen.
FB