Wednesday, November 01, 2006

Tunus'ta 2. Gün

Nerde kalmıştık....

Artık Gabes'ten ayrıldık. Jeepimiz 10 yaşında ve 600 bin km. yapmış olmasına rağmen oldukça konforlu bir Nissan.

Şimdiye kadar geçtiğimiz yerler hep tabak gibi düz arazilerdi, yollar da dümdüzdü. Etragımızda hep sonsuz gibi görünen zetin ağaçları ve mülkiyet sınırlarını belirlemek üzere dikilmiş dev kaktüsler vardı. Çok olmasa da Hurma bahçelerinden de geçiyorduk.

Tunus gerçekten de bir Zeytin cenneti. Ülkede 16 milyon zeytin ağacı varmış, yani kişi başı 1,6 zeytin ağacı düşüyor. Zeytinliklerin %60'ının sahibi devletmiş, geri kalanı ise özel mülk. Ürünlerin neredeyse tamamı ham olarak İspanya ve İtalya'ya satılıyormuş. Geri kalan çok küçük miktar ise ülke içinde tüketiliyor. Yemeklerde özellikle de kahvaltıda zeytine çok nadir rastladık. Yazık...

Yollar biraz kıvrım yapıyor artık. İstikamet Matmata. Bu bölge bizim Kapadokya'daki kaya evlerine benzer evleriyle ünlü. Ama evler doğadan sadece mağara girişleriyle ayırt edilebiliyor. Bu girişler genellikle beyaz badanalı ve kapının üzerinde el ve balık figürleri var. El figürü, her ne kadar "Fatma'nın Eli" diye anlatılsa da bunun islamiyet öncesinde de kullanıldığı biliniyor ve bereketi simgeliyor. Balık ise şansı simgeliyor. İşte o evlerden birinin girişi.


Buradaki halk Berberi, yani Araplar gelmeden öncede buralarda yaşayan halk. Yukarıda görülen kapıdan girdikten sonra koridor hafifce bir kavis yapıyor ki, kapıdan bakınca içerisi görülemesin ve evin mahremiyeti korunabilsin. Bu koridoru geçince ortada yuvarlak bir açıklığa ulaşılıyor. Bu daire alanın üstü, gün ışığından yararlanabilmek için açık. Odaların herbiri bu ortadaki açık alana açılıyor. Buralarda 2-3 aile birlikte yaşıyormuş. Bir de bu evlerin ikinci katı var ki buraya bir halat yardımıyla çıkılıyor. Aşağıdaki resimdeki kadınlar bu evde yaşıyorlar, diğer kişi ise bizim yerel rehberimiz İmet, O'nun arkasında gözüken halatla yukarı çıkılıyor. Burası sadece kiler maksadıyla kullanılıyor ve sadece bir tane üst kat odası var.

Bunlarda evin bazı köşeleri, teyzeler ve hemen kapının önünde bağlı yavru develeri.

Artık ortalarda hiç ağaç yok. İyiden iyiye çöldeyiz ama taş çölünde. Biraz sonra Yıldız Savaşlarının film setiyle ünlü Matmata'daki mağara evini göreceğiz. Bu ev şimdilerde otel olarak kullanılıyor. Bazı odalar koğuş sitemi 6 yatak var.

Artık gün batmadan otele doğru yol almak lazım. Oldukça bakir bir doğanın ortasında yine tipik mimariyle inşa edilmiş otelimize varıyoruz. Otelin ismi Diar Al Berberi yani Berberi Diyarı. Eşyalarımızı hemen odaya attıktan sonra, otelden biraz uzaklaşıp bir tepe üzerinden gün batımını izliyoruz. İçimizde inanılmaz bir huzur.

Artık güneşi de batırdık büyük bir huzur içinde. ATVlerle geziye çıkanlar da döndü otele. Yemekte Tunus'un ünlü Magon şarabını denedik ve sevdik. Erkenden yatıp, daha güneş doğmadan kaltık. Artık istikamet Sahra'ya en yakın olacağımız çöl şehiri Douz.

4 comments:

timur said...

Yola devam Yıldız ...
Çok keyifli .
Yalnız deve üzerinde bi fotonu görmeden rahat etmicem , haberin ola ))

arzu said...

Canımus Yıldızus...
Douz şehrinin çöle olan uzaklığını merak ettim... Çılgın planım varda... Aradaki zamanı hesaplıyorum...:-))
Acaba diyorum ki o çölde benim en sevdiğim insanı kaktüse bağlasam ve güneşte kurumaya bıraksam sence çok gadarca birşey mi gerçekleştirmiş olurum...:-)))
Sanmıyorum yahuuuu... :-)))

Yildiz said...

İlahi sana canımyus Arzuvyus yahuu.

Douz, Sahara'nın başlangıcı. Yolun karşısı hemencecik Sahra. Deve ile 20 dk gidince etrafta kum tepelerinden başka hiç bir şey kalmıyor. Kaktüs dahil....

Yani çölde o cok sevdiğin insanın bağlayabileceğin bir kaktüs bile yok. En iyisi mi yanına bir kürek al, olmadı gömersin.

İşbirlikçi miyim neyim yahu :))))

Yildiz said...

Timurcum,

İnşallah bugüne...

Yola devam, dostlara selam :)