Wednesday, December 27, 2006

Daha dün gibi :)

Yıldız'lı Blog'da ilk yeni yıl yazısı yazdığım gün daha dün gibiydi.

Yaşımıza yeni yaşlar eklendikçe yıllar daha da hızlı geçecek gibi.

Hani derler ya, 'yeni yıla nasıl girersek tüm yıl da öyle geçer' diye, bu yıl, bayramla birlikte yeni bir yıla başlayacağız. Demek ki önümüzdeki yıl bize her gün bayram olacak. Umarım hepimiz mutluluktan deli oluruz.

Hızlı geçmesine rağmen, bu yılın takvim yapraklarına benim için pek çok önemli gelişme not edildi. Genelde iş yaşamımla ilgili hayli sıkıntı yaşadım, buna bağlı sağlık problemleri de yanında geldi. Ancak, dünya üzerinde milyonlarca kişinin, nasıl olursa olsun bir iş sahibi olabilmeyi istediklerini bildiğimden, bu zorluklarla birlikte yaşamaya gayret ettim. Hayatımın başka alanlarında keyif alabilecek alanlar yaratmaya çalıştım.

Ocak ayının başında kardeşim nişanlandı.

Ocak sonunda Boran'ın 4. doğum gününü kutladık.

Yine aynı ayın sonunda Kurban bayramı yaptık. Hala ibadetin amacını kavramamış insanlar sevap işliyoruz zannettiler.

Ocak ayının son haftasında sıkı bir kar yağışı oldu ankara'da, bana hazırlıkta okuduğum eski günleri hatırlatan.

Şubat ayı benim ayım oldu 3'te 3 oldum. Bir sürü dilek diledim. Mecazen Çin'e bile giderim dedim. Ben şaka yapmıştım ama Çin'e gitme fırsatı Ekim ayı sonunda kapımı çaldı. Ama ben tercihimi Tunus'tan yana kullandım.

Şubat ayı çabucak bitti, zaten kendisi güdük bir aydır.

Mart başında 3 Ankaralı ve ODTÜ'lü Blogger buluştu. Dilayra ile aynı bölümden mezunuz. Bu buluşmada, Zynep gibi çok şeker, çocuk kadar temiz kalpli bir arkadaş tanımış oldum.

Erkan Oğur harika bir konser verdi MEB Şura'da. Türkülerimizi ne güzel seslendirdi, hep beraber söyledik, ağladık.

Mart ayında iş ile ilgili bir Viyana seyahatim oldu. Toplantılar bitince, yıllık iznimden 10 günü, Viyana'yı arşınlayarak geçirdim. Seyahatin başlangıç aşaması problemli olsa da ardından gelen fırsat mükemmel oldu.

2004 yılının Ağustos’unda Viyana'da geçirilen 2 günün damağımda bıraktığı tad, yavaş yavaş, sindire sindire, adım adım, yeniden yeniden yaşandı. Blog dünyasının armağan ettiği yeni bir arkadaşın tavsiyeleri izlendi Viyana sokaklarında . Sanki çook uzun süredir bu şehirdeymişim gibi bağlandım buralara. Kaldığım günler boyunca bana hep güneşli yüzünü gösteren Viyana, ben uçağa bindiğimde ağlıyordu benimle birlikte.

Mart sonuyla birlikte Ankara'ya bahar geldi. İş yerimin yakınındaki sokaklarda, Anıtkabir'de pırıl pırıl, bol çiçekli-böcekli fotoğraflar çektim.

Nisan başında ilk defa Burhan Öçal'ı canlı izleme fırsatı buldum. Bayıldım bayıldım.

Bu ay itibari ile hala içinde Viyana özlemi devam ediyordu. Bloguma pek çok Viyana yazısı yazdım ama sonunu getiremedim. "Bir başka yazıda anlatırım geri kalanları" dedim ama olmadı. Şahsi tarihimde yaşananları karanlığa gömeyeyim, buraya not düşeyim diye hep söz verdim, ama çoğunu tut-a-madım.

İyiden iyiye her yer bahara büründü. Eski apartman önlerindeki 5-6 metre karelik en bakımsız bahçeler bile en güzel renkleriyle, yaban çiçekleriyle objektifime poz verdiler.

Bahar ayında binlerce lalesiyle buluşan İstanbul benimle de Nisan ayının sonunda buluştu. Biraz iş, ardından da arkadaşlarla geçirilen harika bir hafta sonu ilaç gibi geldi. Ama bahar alerjim de arttı. İstanbullu arkadaşlarla -ki bu zatlardan biri eski bir Ankaralıdır- kule dibinde bir İspanyol hanımın işlettiği harika bir restoranda süpper bir gece geçirildi.

Belkide Nisan'ın en güzel lale devrini Sultanahmet'te yaşadık.

Nisan'ın son günleri, bahar alerjili ve yüksek ateşli olarak, bölümden en sevgili hocamızın ricası üzerine, öğrencilerle sohbet toplantısında noktalandı. İnanılmaz bir deneyim oldu.

Mayıs ayı, Nisan ayının miras bıraktığı allerji ile savaşarak başladı. Düşman sürekli kostüm değiştirdiğinden, sürekli farklı silahlar kuşanmak zorunda kaldım. Pek çook ilaç yuttum.

Cimbom Şampiyon oldu.

Madem bu alerji geçmeyecek, en iyisi Kuzey Ege'ye uzanmak dedim kendime. Dağlardan denizlere uzanan bu güzel coğrafya aşık etti kendini bana. Buralardan taş bir evim oslun diye dilekler tuttum. Kaz dağlarının berrak yeşil şelaleleri, çiçek açmış zeytin ağaçları, Çanakkale'de şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış topraklarda boy vermiş gelincikleri, Behramkale'nin manzarası, Bozcaada'nın güzel evleri, sokakları... unutulmayacak anılar kazındı hatıralarıma.

Bu geziyi de uzun uzun anlatmama rağmen son etabını aktar-a-madım bloguma. Ama Figen'e verdiğim sözü unutmadım.

Zeytin çiçekleri iyiden iyiye azdırdı alerjimi, baş bölgemdeki tüm boşluklar iltihapla doldu.

Bahar bitti ama benim bu çok sevdiğim mevsime olan alerjim bitmek bilmedi.

Haziran, bir kez daha yılların ne kadar hızlı geçtiğini göstermek istercesine, boynumuza madalya taktı. Mezun olalı 10 yıl olmuştu…

Tatili erteleyecek kadar ateşim yükselince, artık bu alerji çok oldu demenin vakti geldi. 20 Haziran günü Bodrum-Datça arasını feribotla geçerken ilacımı bulmuştum. Ege'nin şifalı suları. Ege'nin serin sularının koynunda hemencik iyileştim.

Çook sevgili dostlarla geçirilen harika bir tatilin ardından, sağlıklı ve bronz bir şekilde Haziran'ı noktaladım.

Temmuz ayında bana sevdanın yolları gözükmese de Londra yolları gözüktü. Seyahat, iş amaçlı oluca kendimi pek fazla başıboş bir biçimde sokaklara salamadım ama 30 derecelik güneşli Londra günleri kısmet oldu bana.

Kardeşin düğün hazırlıkları iyiden iyiye yoğunlaştı.

Temmuz ayında her haftasonu çeyiz alışverişinde geçti. Diğer zamanlar ise gelinlik provası, saç-baş-el-ayak bakımlarıyla geçti. Belki biraz da bana bulaşır diye umut edildi.

Düğün hazırlıklarıyla nasıl geçtiğini anlamadık Temmuz'un, Ağustos geliverdi.

Ağustos'un orta yerinde tek kız kardeşimi gelin ettik. Bir sürü karmaşık duygu yaşadım.

Apatmanımızın kısmeti açıldı. 3 hafta üstüste evlenenler oldu. Bizim kızımız gitti, ama bir gelin ve bir de damat geldi apartmanımıza. 20 yıldır aynı apartmanda oturunca koca bir aile olduk.

Yaz mevsimi bol hareketli bir biçimde bitti.

Artık Eylül, hazan mevsimi başladı. Benim en sevdiğim mevsim...

Burnumuzun dibinde olmasına rağmen, ilk defa Beypazarı'na gittim, burayı da çok sevdim. Yerel yönetimin başarısını tebrik etmek lazım. Çok güzel bir dönüşüm yaşandı Beypazarı'nda. Tesadüf bu ya, Beypazarı'nda çalışan 2 yeni blogger ile tanıştım.

Eylül ayının son gününü, Hisar'da yapılan harika bir kahvaltıyla İstanbul'da noktaladım. Bu noktayı koymadan bir gün önce Sevgili blog arkadaşım Figen ile tanıştım. Ankara'ya dönüş yolculuğunu yine blog dünyasının bana hediye ettiği, Figen'in de çocukluk arkadaşı olan Mine ile yaptık. Yol nasıl çabuk bitti şaşırdık.

2 yıldır yatağa bağımlı halde yaşamak zorunda kalan anneannem, bizim yanımıza yerleşti.

Eylül ayı giderken blog dünyasından pek çok güzel insan armağan etti bana.

Ekim ayı iş açısından yoğun başladı. Büyüüük kurul toplandı. Hepimiz her şey daha iyiye doğru gitsin istedik.

Bu fırsattan istifade İzmir'den sevgili arkadaşlarımız geldi. Hatta İzmir'den yeni bir arkadaşımız daha oldu.

Sevgili Demet'in Deniz'i geldi dünyaya. Hoşgeldi...

Ekim ayını çabuk bitirmeyelim dedik. Bayramı fırsat bilip Tunus'a gittik, ne iyi ettik.

Tunus'ta günler çok güzel geçti, sanki uzun zamandır oradaymışız gibi hissettik. Hep güneşle birlikte uyandık.

Artık Kasım geldi. İş ile ilgili 4 yıldır beklediğimiz misafirlerimizi ağırladık İstanbul'da. Kah yağmurlu kah pırıl pırıl kucakladı bizi İstanbul. Misafirler memnun olunca, biz daha da memnun olduk.

Resmi ama çok zevli bir sürü etkinliğe katıldım, Kızkulesi'nden Çırağan'a kadar uzanan.

Olan da burda oldu zaten. Boğazıma kılçık saplandı. Haftasonunu İstanbul'da geçirmek yerine Ankara'ya dönüp, küçük! bir operasyon ile hain kılçıktan kurtuldum.

Kasım ayını bitirirken çok önemli Yoga okullarından birinden gelen bir hocadan ders alma imkanı buldum. İleride yoga eğitmenliğime katkısı olacak bu kursun devamı önümüzdeki yıl da devam edecek. Yoga alanında öğrenilecek bunca şeyin olması inanılmaz.

Aralık ayına, "yıl ne kadar da çabuk bitti" diyerek başladık.

Yıl sonu yemekleri, yeni yıl kutlamaları kah keyifli kah sıkıcı! devam ediyor. Ama uzun süredir buluşma fırsatı bulamadığım arkadaşlarımla bir araya gelmeye araç olduğu için bu etkinlikler, olumsuzlukları unutmaya çalışıyorum.

2006'ya ait kötü şeyleri hatırlamayalım istiyorum, ama olmayacak gibi.

Önümüzdeki yıl daha iyi bir zaman yöneticisi olmak lazım.

İşte böyle, bir kalemde bitivermek üzere 2006.

Bu yıl vücudum Matrix ile tanıştı. İyi ki de tanıştı, yeniden doğmuş gibi oldum, bir de üstüne üstlük şeker gibi bir arkadaşım oldu. Ortak noktamız yoga olmasına rağmen bizi Martix bir araya getirdi.

Ben çook üzüldüğümde hemen cildim tepki verir. Pul pul olur, kızarır... tatile çıkmadan da düzelmez. Tatil de her zaman mümkün olmaz. Cildime daha fazla özen göstermem gerektiğini bildiğim halde bunu yapmayı uzun süredir erteliyordum. Şimdi cildimi uzman ürünlere ve ellere teslim ettim. Olumlu sonuçlar şimdiden alınmaya başlandı. 2007'de de devam edecek bu bakım konusu.

Bu yılı bitirmeden kendime güzel bir kırmızı deri ceket aldım, daha kullanma fırsatım olmadı ama Cuma'yı bekliyorum.

Bu yılın en büyük olaylarından biri de Time dergisinin yılın insanı olarak "bloggerlar olarak" hepimizi seçmiş olması. Ne güzel değil mi? Şahsi tarihimiz için bu sayıyı kaçırmayalım alalım, ilerde torunlara gösteririz, "bak ben 2006 yılının kişisi olarak seçilmiştim" deriz.

Madem yeni yıla bayramla giriyoruz, her günümüz bayram olsun 2007'de...

4 comments:

Mine said...

Yıldızcım, uzuuun bir aradan sonra seni burada görmek çok sevindirici. Yazılarını özlemiştim.
Bu gidişle ben de 2006'yı anlatan bir yazı yazacağım.Arzu ve sen heveslendirdiniz beni:)

2006 benim için güzel bir yıldı. Sizlerle tanışmış olduğuma ben de çok memnunum. İyi ki blogumu ziyaret edip,yorum bırakmışsın:)

Mutlu Yıllar, İyi Bayramlar!

Mine

dilayra said...

yıldız'cım
bir çırpıda okudum, ne güzel yazmış, uzun uzuzn anlatmışsın artık bitmesine günler kalan yılı..
ben de seni tanıdığıma memnunum.. ama geçtiğimiz bir yılda bir kahvaltı yapmışız!! zayıf gördüm kendimizi:))
bu yıl, yeni yıl snaa mutluluk ve çok sağlık getirsin..
sevgiler,

Anonymous said...

kirmizi ceket ha, cok hos... bir resmini gonder olur mu?
2006 bir cirpida gecti demissin, daha ne olsun Yildizcim, yurtici yurtdisi geziler, aktiviteler, dugun, kongre... darisi 2007'nin basina. ne guzel ki tanismissiz seninle.
sevgiler
Figen

zynep said...

yıldızcımm, ayy çok sevindim kendimi de bu 2006 senesinde okuyunca, iyi ki varsın ve tanışmışız vee son söznünü çok beğendim 2007'ye bayramda giriyoruz ve umarım hepimiz için bayram gibi 1 yıl olur ve Time dergisini almazmıyız,;)
mutlu yıllara ve iyi bayramlar...
:)