Wednesday, February 28, 2007

Nerede Kalmıştık?

Önce kendime bir geleyeim, sonra da bloga gelirim dedim...

Ama olmadı...

Kendimi nerelerde aramadım ki, internetin sonsuz boşluklarında, başka başka blogerların beyaz cama yansıyan hayatlarında, mail-listelerinin karmaşasında, arama motorlarında, online banka şubelerinde, vergi dairelerinde.... Ama olmadı.

Sonra sokaklarda aradım. Zaman geçti sokaklarda, az da olsa kimi zaman kar kimi zaman yağmur yağdı. Ama kışlık lastikleri taktırmış olmaya değecek kadar yağmadı. Çukurlara girildi, tümseklerden aşıldı, trafikte tartışıldı. Hiç bir yerde yoktu aradığım. Çift katlı bir belediye otobüsü, daracık bir sokakta yanımdan geçmeye çalışırken sol aynamı parçaladı, elinde yerinden fırlamış bir parçayla adamla tartışan kimdi bilemedim. Teminallerde karşılama-uğurlama yaparken kalabalık içindeki yüzlere daldım. Ne çok hikayeleri vardı kimbilir, ama hiç biri aynı dilde yazılmamış...

Sonra içime sığmaz oldu, günümün en büyük bölümünü geçirdiğim yerde yaşananlar, yüzümden sivilceler çıktı. Aynaya baktım, yine kendimi göremedim.

Yıllar önce yazıp da yırttığım sayfalar geldi aklıma. Bir parçam oralarda kalmıştı sanki, yırtılmış, bin parçaya ayrılmış, şehir çöplüğünde çoktan eriyip yok olmuş.

Ne sokaklarda, ne kağıt parçalarında bulamayınca kendimi ve kendim de kendime sığmayınca sandalımı kıyıya bağladım. İzmir kıyılarında burnuma mis gibi deniz kokusu, rakı-balık kokusu, roka kokusu doldu. Ama bir zamanlar alkolden zevk alan o kişi de artık ben değildim.

Herkes durmadan başkalarına kıyıyordu, Kendime Kıyamam diyenler bile gün geldi kendilerine kıydılar. Sahneden indiğinde, arabasına atlayıp bir sigara yaktığında, bir elinde kahve bir elinde telefon, O'nu hemen yanımda trafikte seyrederken gördüğümde, belki de O'nun da kendi hikayesini ancak kendinin anlayacağı bir dilde yazdığını düşündüm.

Gece pek çokları için genç, benim içinse çoktan geç olmuştu artık. Yalnız sokaklarda, yalnız başıma araba kullanırken, ışıkları söneli çok olmuş pencerelerin ardında kimbilir kimler kendini bulmuş olmanın huzuruyla uyurken, kimlerini de, vicdan muhasebelerini bir türlü tutturamamış olmanın huzursuzluğuyla, uyku tutmuyordu. Ben hala arıyordum. Başımı yastığa koyar koymaz uykunun derinliklerine dalıyor ama rüyalarda arayışımı sürdürüyordum.

Sonra yine sabah, yine aynı sokaklar, yine tüm bir günümün en büyük bölümünü alan mekan, sonra akşam, yine aynı sokaklar....

Sanki büyük, çoook büyük bir şeyler olacakmış gibiydi, Al Gore amca bir takım gerçeklerden bahsetti, biz de 'bir şey olacakmış gibi' hissini çerçevelemiş olduk. Güllü'lerin köyüne bir helikopter düştü bi gün. Çocukken televizyonda çok izlemiştik Güllü'nün maceralarını. Sevdim sevmesine de sanki yine de bir şeyler kayıptı oyunda. Belki eksik parçamı bulurum diye gözlerimi kapadım güllü şarkısını söylerken. Ama olmadı...

Hele o çocukluğumun, sonrasında da genç kızlığımının o güzel hikayesi Çalıkuşu'na ne olmuştu da uçup gitmişti. Belki eskilerde kalmış bir parçamı bulurum dedim ama hikayeyi unutunca, eksik parçaları bulabilmenin kolay olmayadığını anladım. Sadece çocukluğumun salıncakta geçen o güzel anıları canlandı zihnimde. Ne kadar saf, ne kadar haylaz, ne kadar yara-bere dolu ama sağlam... Şimdi öyle mi? Salıncaktan düşüp dizlerimi kanatmıyorum belki ama, içimi kanatan yaralar da hiç kapanmıyor artık.

Aradığım ben oysa ki hiç uzaklarda değilmiş, hemen telefonumun ucunda, parmaklarımın üzerinde gezdiği klavyedeymiş. Birileri tarfından değer veriliyor olmakmış, uzaklardaki bir arkadaştan gelen paketmiş, keyifli bir sofrada atılan kahkahalar, püfff diye söndürülen mumlarmış. Tebdili mekanın verdiği ferahlıkmış oysa ki kendini bulmak. İltifat olmayan gerçeklermiş...

Tam da burasıymış kendimi aradığım yer.

Yeni yerime, yeni ben'e hoşgeldiniz.

7 comments:

dilayra said...

hah şöyle...
hergün bakıp, aynı sayfayı görmekten gına gelmişti..

diyoruz ya hepimiz güzelim, iyi ki blog dünyasına girmiş birbirimizi bulmuşuz diye.. ben buralarda olmazsam işim rast gitmiyor resmen:)))

hoşgeldin..

Yildiz said...

Teşekkürler Dilayracım...

Valla dediğin gibi, kendimi buldum yaw :)

Sen de hoşgeldin.

zynep said...

ohh beeee:)
ya ne oluyor kızlar size, biri blogunu terk eder biri aşkı...amma bahar geldi, bizim kızlar kendilerine geldi, yuppiii...yeni yerin hayırlı ugurlu olsun veee güncellemelere devam;)

Mine said...

Hoşgeldin Yıldızcım:)
Yeni adresin, yeni blogun hayırlı olsun.

Sevgilerimle!

acemi aşcı said...

Yıldız döktürmüşsün yine. Bu nasıl güzel bir yazı.
O kadar çok yerinde kendimi aşina hissettim ki. Satır aralarında da çok şey buldum. Çok tazeymiş gibi geldi bu aynı yaşanmışlıklar da, bir hesap yaptım; 8 yıl olmuş ışıkları tüm gece yanan evden, arık ışıkları erken sönen evde yaşamaya geçişim.
Hayat bu yüzden çok şaşırtıcı. Zaman da çok acımasız görünse de,kapanmayan yaraları en iyi o sarıp sarmalıyor aslında..
Hoşgeldin.
İpek

Rainmaker said...

Zynepcim,
Neler olur bizeeee, bize neler oluyorrrr :))) Herşey biz daha iyi olalım diye. Tüm kırgınlar, küskünlükler, mutsuzluklar, bunalımlar... ders alalım da daha iyi olalım diye. Arada bir dibe vuralım ki, yukarıdan başka gidecek yerimiz olmasın di mi ama.

Minecim,
Sen de hoşgeldin. Çok teşekkür ederim dileklerine.

Acemi! Ahçım,
Tanışmamızın üzerinden yakında 6 yıl geçmiş olacak. Uzuuuun zamandır şööle karşılıklı oturup bir kahve muhabbeti yapamasak da, hep bir şekilde dokunuveriyor duygularımız birbirine işte :) ne güzel. 24 Şubat, ışıkları çooooktan sönmüş pencereler.

Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum...

FB said...

Yildizcim, Bazen kendimizi bulmak icin kaybetmek lazim galiba. Donusun muhtemesem olmus. Yazin harika!
Optum.
FB