Dün 300 Spartalı'ya gittik. Allahtan sabah kahvaltısı geç ve uzun yapıldığından akşam 5.30 gibi başlayan seansa kadar açlık hissetmemiştim. Yoksa, kopan onca kafa-kol-bacak arasında kusmamak elde değildi. Yandaki fotograf, filmin ender kansız sahnelerinden birini gösteriyor. Bu sahne, bana Gladyatör filminde Maximus'un buğday tarlaları içinde ellerini başaklar üzerinde gezdirerek yürüyüşünü anımsattı.Film, doğrudan çok etkileyici bir sahneyle başlıyor. Henüz doğmuş, bebekler bir uçurumun kenarında, fiziksel bir muayeneye tabi tutuluyorlar ve eğer bir sakatlıkları varsa hemen uçurumdan aşağı atılıyorlar. Tahmin edileceği üzere, yıllardır biriken iskeletler yüzünden uçurum iyiden iyiye derinlik niteliğini kaybetmiş.
Film tabii bir çizgi romandan uyarlandığından, görüntüler, animasyonlar oldukça etkileyici ve tabi ki fantastik.
Pers kralının heybeti inanılmaz. Önceki sahnelerde, Sparta kralının (Leonidas) ve diğer 300 Spartalı askerin fiziksel özellikleri öylesine etkileyiciydi ki, Pers kralı sahneye çıkar çıkmaz tüm heybetlerini kaybettiler. Bence film, makyaj konusunda çok başarılı. Pers kralını oynayan Brezilyalı aktör Rodrigo Santoro o denli yakışıklı bir adam ki, ancak çok başarılı bir makyaj onu bu kadar itici biri yapabilirdi. Imdb'deki foto galerisi buradan ziyaret edilirse, sanırım ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Yani şu yandaki zarif adamı ne hale getirmişler, hele bir de kaşları yok mu korkunçtu.Spartalılar, küçücük erkek çocukları öylesine bir eğitimden geçiriyorlar ki, yeryüzünde testestoran düzeyi bu kadar yüksek başka bir kavim daha yoktur diye düşünüyor insan. Amma velakin, bu adamların da çok büyük bir zaafı var elbet. Çocuğuna, eşine sevgisini gösteremeyen bu adamlar, büyük pişmanlık içinde ölüyorlar. Leonidas'ın sağkolu, komutanı, 300 Spartalı arasına oğlunu da katıyor ve savaş alanında beyaz atlı bir Persli (ahhh ah beyaz atlının da hayırlısını versin allahım) savaşçının dört nala gelip oğlunun kafasını uçuruşuna şahit olduğunda, "hayatımda hiç bir şeyden pişman olmadım ta ki şimdiye kadar" diyor. Şimdi pişman, çünkü oğluna onu ne kadar sevdiğini, kendi harika askerlik özelliklerinin ona da geçmiş olmasından ne kadar gurur duyduğunu hiç söylememiş.
Ama Leonidas'ın ölmeden önceki son sözleri Kraliçesine dair. Ancak, bu sözleri de kraliçenin duyması mümkün değil...
Leonidas'ın, Perslerle savaşacağını duyan Arcadia'lılar bir ordu ile ona katılıyorlar. Ancak Arcadia'lı komutan, Leonidas'ın sadece 300 askeri olduğunu görünce şaşkınlığını dile getiriyor ve "en az bizim kadar kalabalık olmanızı beklerdim" diyor. Buna karşılık Sparta kralı, "benim sayıca sizden daha çok askerim var" diyor ve Arcadia'lı komutanın hemen arkasında duran askerlere mesleklerini soruyor. Askerler'in bir kısmı gerçek hayatta heykeltraş, çömlekçi ya da demirci olduklarını söylüyorlar. Leonidas daha sonra dönüp kendi askerlerine soruyor "what is your profession?" diye ve hepsi bir ağızdan haykırıyorlar. Yani cevap "asker" falan değil ama anlaşılan o ki "ben askerim" demek anlamına geliyor. İşte tam bu sırada, en favori fıkram aklıma geldi ve çok eğlendim. Arada arkadaşıma da bu fıkrayı anlattım (fıkranın adı "what is your profession") ve ara boyunca karnımıza kramp girinceye kadar güldük. Bu fıkrayı şimdi burda anlatmayacağım ama. Burayı okuyanlardan bazıları bu fıkrayı biliyor... Bilenler bilmeyenlere anlatsın :)))
Velhasıl, bir pazar günü de böyle geçti. Vişnelikte brunch, sonrasında Ankara'nın alt üst olan trafik düzeninde Armada'ya ulaşma çabası, şans eseri bulunan park yeri, zıtarbaks'ta kağıt bardak yerine seramik kupalarda da kahvemizi alabileceğimizi öğrenmemiz, şu an üzerimde olan aksesuarcıdan alınma kolye-küpe, baklava göbekli 300 Spartalı ve çiseleyen yağmurda eve dönüş.
Aslında bu son iki post arasında geçenleri de bir özetlesem iyi olacak. Zira çok şeyler oldu ama benim ilham perisi grevde bu aralar...



Not: Her bir dairenin birbirinden farlı olduğu bu evlerin kirası Viyana'daki diğer evlerden daha ucuzmuş!!!! 

